Dahi olmak için deli,cesur olmak için aptal olmak gerekir...

10 Nisan 2011 Pazar

Kafa Karışık, Bünye Alışık



Kafiyeli bir başlık oldu, güzel oldu. Uzun zamandır yazmıyordum, yazsaydım güzel olurdu, belki de olmazdı bilmiyorum.

Şu günlere gelene kadar aklıma bir sürü şey vardı. Herkesin olur ne bileyim sürekli köşesinde bir şey tutar. Bir şey gelene kadar onu orada öyle tutar ya. He işte herkes gibi ben de öyleydim. Belki de bir daldı benim için o ve uzun bir süre yıkmayacağıma kesinkes emindim.

Herkesten farklıyım. Farklı olmayı seviyorum. Farklı olmak hem dikkat çekmek hem de orijinalliği korumaktır ve ben böyle olmak istiyordum. Önceki yazılarımda da dediğim gibi kendimi diğer insanlardan ayırmak istiyordum. Yapabiliyor muydum bilmiyorum ama en azından deniyordum. Çünkü denemek istiyordum. Denemeden ne yapabileceğimi bilmiyordum. Başka çarem yokmuş gibiydi hayatta.

Ben bir grupta olmam. Belli bir tarafta değilim. Adam gibi futbol taraftarı olduğum zamanları bile hatırlamıyorum. Amacım yok. Sadece ben buyum. Kafama estiği şeyleri yapmayı severim, onun dışında böyle davranırdım. İçimden gelen bir şeydi. Önümde eğer viraj varsa ama yine de yol dümdüz ilerliyorsa ben de dümdüz giderim. Hiç durmam ama o viraj gelince de 10 tane daha viraja girerim. Dönüp dururum doğru yolu arayana kadar. O ilerlediğim viraja dönmeden önceki gittiğim yol gibi bir yol bulurum. Aynısını bulmak zordur elbette ki ama denemeden bilinmez işte.

Yalnızlığın tadı ne zaman çıkar biliyor musunuz? Uzun zamandan sonra bir anda yalnız kaldığınızda. Onun keyfi gerçekten bir başka oluyor. Sanki hiçbir insanın olmadığı bir Dünya'da yaşıyormuşsunuz gibi. Ne bir konuşma, ne bir ses, ne bir hareket. Hiçbir şey. Bir anda hayatınızdaki oynayan tek rol sizinki gibiymiş gibi. Bütün roller çıkmış, bu tiyatro size kalmış gibi. Çok sade ama bir o kadar da karanlık. Yalnızlığı karanlık gibi görür herkes ama arada bir de ışığı kapatmak gerekir. Eğer yeterince de kapatırsanız ışık size sonradan daha tatlı gelir.

Ben yalnızlığı bıraktım ama o peşimi bırakmıyor. "Karanlık tarafa geç." diyor her saniyede ama virajlar çok var. Her zaman önüme geliyor ve belki de daha da iyi bir yol bulunabilir. Belki de bulunamaz ama denemeden bilemem ki.


"Hep korkarız yalnızlıktan ama bil ki yalnızsan; Yalancı arkadaşların, iki yüzlü dostların ve çekip gidecek bir sevgilin olmaz."
Christa David Noel

9 Eylül 2010 Perşembe

Öylesine 2






Tek bir şey mi?Herşey mi?Kim olmaya çalışıyorum ben?Değişiyorum.Kafam bomboş oluyor düşününce.Ne kadar garip.Ne kadar boş olmamaya çalışıyordum halbuki.Şimdi o basitlerden de daha basit hissediyorum.Böyle mi hissetmem gerekiyor?


Bazı şeyler gerçekten bu kadar soyut olabilir?Gerçekten insan sevgiyi görebilir mi?Bir insanın yüzünde umudu görebilseydim hayatımın sonuna geldiğime inanırdım.Filmlerdeki gibi üzerime bir spot ışığı gelir melekler beni kollarımdan tutup götürürdü.Belki orda gerçek sevgiyi görebilirim.Bilinmez.

O kadar düşünmek istemiyorum diyordum yine taktım takılmama.Zaten geçen "İnception"ı izledim.İyice gitti.Bir an acaba rüya mı görüyorum diye durdum.Baktım herkese kimse soyunmadı ben de anladım rüyamda olmadığımı.Ben çok film izlemiyorum ama herşeyi film gibi yapmaya çalışıyorum ya da oyun gibi.Başa sarmak veya bir canın daha olması mesela.Ya hepsi saçma ben de biliyorum ama hangimiz istemez ki.

Düşüncelerimi sanki zindana zincirlenmiş gibi mühürlüyorum elimden geldiğince.Şu aralar bünyem benden uzakta barınıyormuş gibi.Kendimi hissedemiyormuşum gibi geliyor.Kendimi kaybetmedim.Sadece onu göremiyorum.Kimi zaman çat kapı geliyor,kimi zaman ise ses seda yok.Beni böyle yazdırttıran nedir bilmiyorum.

Sanırım boş olmamaya takmış durumdayım.Önemli bir konu yok hayatımda.Olmasını istemiyorum.Düşüncelerden bıktım.



İnsan yaşamayı ve yaşamamayı aynı şey diye kabul ettiği zaman hürriyete kavuşur.
Dostoyevski

26 Nisan 2010 Pazartesi

Eşitsizlik


Bir insan vardır,kafasına göre takılır.
Bir insan vardır,kafasındakilere takılır.

Bir insan vardır,hiç kimsenin bilmediği şeyleri bilir.
Bir insan vardır,kendini bile bilemez.

Bir insan vardır,zekidir ama göstermez.
Bir insan vardır,kurnazdır kendini zeki gibi gösterir.

Bir insan vardır,adı bile sanaldır.
Bir insan vardır,gerçekten öteye gidemez.

Bir insan vardır,yoluna çıkanlara dayanır,yine de onları geçer.
Bir insan vardır,yoluna kimse çıkamaz.

Bir insan vardır,kankası arkadaşı dediği insanla nişanlıdır fakat o kişiye aşıktır,en sonunda ona söyler,o da bunu beklediği için beraber olup mutlu yaşarlar;o insan bencil olur.
Bir insan vardır,kankasını düşünüp ona hislerini belli etmez onun en iyisini hakkettiğini düşünür fakat o kişi mutsuz olur;o insan bu sefer aptal olur.

Bir insan vardır,hayatını "keşke" diyerek geçirir.
Bir insan vardır,"keşke" diyecek kadar bile yaşayamamıştır.

Bir insan vardır,sürekli hakkını arar.
Bir insan vardır,sadece "Hakkını" arar.

Bir insan vardır,"Yarın ne olacak acaba?" der.
Bir insan vardır,"Dün niye oldu öyle?" der.

30 Ocak 2010 Cumartesi

Öylesine


İnsan olmak zor mudur?Bir sürü hislerimiz var.Hissiz olmak nasıl bir şey merak ederim.2-3 hafta önce falan dişçiye gittim 18 yıllık hayatımda ilk kez ağzımın sol tarafını hissetmedim.Çok kez vurdum derime,sıktım,cimcikledim(tabi çaktırmadan) hiçbirşey hissetmedim.

Bir film vardı bilmem hatırlıyor musunuz?O kadar ilgi çekiciydi ki hala aklımda.Tabii ki de bir bilim-kurguydu.İnsanoğlunun ileriki zamanlarda savaşlardan bıkmadığı zamanları anlatıyordu.Bu savaşlar yüzünden çok kişi ölmüş ve insanoğlu azalmaya başlamış.Bu yüzden de yeni bir maddeden yeni bir ilaç geliştirmişler.İlaç insanın nefret,acı,ağlama yani insanı savaşa iten bütün nedenleri yok eden;fakat gülmek,sevinmek,acımak gibi iyi duyguları yok eden de bir ilaçmış .O filmin üzerinde çok düşünmüştüm.Acaba böyle bir ilaç gerçekten gerekli mi veya nasıl bir şey?

Ben hayatımda çok az ağlarım.Fakat çok kez üzülür ve sinirlenirim.Herşeyden çok sıkılırım.Hayat bana çevremden daha çok monoton gelir.Hata yaptığımda kendime kızarım.Başkaları mantıksız şeyler söylediğinde onlara bazen yüzyüze bazen içimden kızarım.Ben böyleyimdir.Acaba bu ilaç olsa ve ben bunlardan kurtulsam hayat daha mı iyi olur?


Acaba hiç doğmayan birisi bir yaşam formu olarak insan olmayı seçer mi?Daha fazla avantajın yanında daha çok dezavantajı seçer mi?Biz seçer miyiz?Ben seçer miyim?Hep cevapsız sorular.Hep çıkmaz sokak.


Ha unutmadan bir de aşk var tabii.Hayatta en karmaşık şey bence aşk.İki insan aynı şey düşünmedikçe aynı duyguları paylaşmadıkça aşk olmuyor.Bu sanki ikizlerin birbirine aşık olması gibi bir şey.Ruh ikizi derler ya hani.

Neyse öylesine yazdım işte.Sıkılıyorum.İnternetim ağır.Uzaklaşmaya çalışıyorum şimdi bu düşüncelerimden.

12 Aralık 2009 Cumartesi

İnsan olmak




Evren deyince kiminin aklına belirsizlik.boşluk,uzay gelir.Benim aklıma ise sonsuzluk geliyor.Kendi varlığımın bu sonsuzluk arasında kaybolup gidişini bana hissettiriyor.Dünya bir canlı olsaydı bu sonsuzluk arasında kendini bile küçük hissederdi.


Gelelim Dünya'mıza.


Dünya'nın 1/3'ü su.
Dünya'da 7 tane kıta,206 ülke,6000 civarında dil ve 1 milyar yıllık tarih var.

Kendinizi bu kadar rakkamın arasında bir hayal edin.Belki de benim gibi ufacık bir şehirde doğan vardır.Bırakın Dünya'ya,etrafınıza;belki yaptıklarınızın kendinize bile etkisi yoktur.Hiç gerçekten öyle hissetiniz mi?

Türkiye'yi ele alırsak yaş ortalaması 72.


1 milyar yıl>72 yıl !


Micheal Jackson

Albert Einstein

Mustafa Kemal Atatürk

Barış Manço

Kristof Kolomb

Fatih Sultan Mehmet


Bu gibi nice isimleri bilmem biliyor musunuz ama eminim duymuşsunuzdur.Acaba gerçekten bir insan bunu yapabilir mi?
Yani demek istediğim yaptıklarıyla insanlık,insanoğlunu,insanlık tarihini bu kadar etkileyebilir mi yaptıklarıyla?(Şimdi müzik yapanların diğerlerine göre o kadar etkisiz olduğunu düşünmeyin en az onlar kadar etkisi vardır,karşılaştırma yapmazsanız anlarsınız.)

Ben bunlara kafa yorana kadar yaptıklarımın yeterli olduğunu düşünüyordum.Sakın şöyle düşündüğümü sanmayın."Ben öyle işler yapmalıyım ki bütün herkes beni hatırlasın şan,şöhret herşey bende olsun"


Hayır,kendiniz için yapmayın işte önemli olan da budur.Bazı şeyleri kendiniz için yapmazsanız onların hedeflerine ulaştığı gibi ulaşamasanız bile hiç olmazsa diğerlerinden daha çok aşama kaydetmiş olursunuz.


İşte ben böyle insanların peşinden gidiyorum,böyle insanlara destek veriyorum.Çünkü onlar diğerleri gibi değil.Onlar özel.Özel olmayı da hakediyorlar.


Farklı olun,özel olun,başka olun,başkası olmayın,kendinizi 7 milyar insanın arasından çekin,7 milyarlık toplumun içindeki o 1 sayısı olmayın,sadece insan olun!

3 Kasım 2009 Salı

Hiçkimseden Korkmam;Kendimden Korktuğum Kadar


Savaş...İnsanlar hep savaş halinde.Tartışırlar,kavga ederler,ülkeler savaşır,ırklar savaşır,güç için savaşır,para için,kimi zaman kadın,kimi zaman intikam için bile savaşır haldedir insanoğlu.Bana göre en büyük ve zorlu savaş insanın kendiyle olan savaşıdır.

Bir hayvan düşünün.Kendi içgüdüleri nasıl olursa ona göre hareket eder,kendi amacı nasıl olursa ona göre hayat kurar.Hayatı öyledir yani başka şekilde değiştiremez.Bir güvercin gidip de insanlara saldırmaz ya da alaskaya göç edip orda yaşamını sürdürmez.Yani yolundan şaşmaz ama insanlık öyle değil.

Büyük bir güçle yaratıldığımız için büyük sorumluluk doğmuştur çağlar boyu ve sürekli diğer insanlarla iletişimimiz doğmuştur.İlerlemek için başkalarına ihtiyacımız olmuştur ama başkaları adına başkalarına ve kendimize zarar vermemek adına sürekli kendimizi dizginleriz.Böylece kendimizi hayvanlardan yine başka bir şekilde ayırmış oluruz.


Bu savaşta insana en zor gelen şeylerden biri de alıştığımız bir huyumuzu değiştirmemiz.Bu bir tik gibi burnunu karıştırmayı durdurmak gibi bir şey değil.Hele hele bir düşünceyi değiştirmek asla.Bünyenin o hassas dengesini kırmadan değiştirmek bence inanılmaz zordur ve insan bunu yaparken dayanılmaz acılara katlanır.Bir çok kez hem kendim adına hem de başka arkadaşlarım adına şahit olmuşumdur.Hani deriz ya "Dile kolay" ya da bir diğer deyişle "Hadi ya! Yiyosa sen yapsana!" gibisinden cevaplarla arkadaşlarımı değiştirmeye çalışmışımdır.

Bir süre sonra da farkında olmadan kendimde olan değişiklikleri farkettim ve özellikle geçen senenin sonunda kendimde yıllarca farkında olmadan bir özellik olduğunu gördüğümde ne kadar korktuğumu tahmin edemezsiniz.Bunca zamandır sırf bu huyum uğruna ne kadar çok kendimi incitmişim haberim yokmuş.Bir tarafta hayatını tembel tembel geçiren, diğer bir deyişle hayvanlar gibi oturan ben; diğer tarafta ise zincirlerini kırarak hapisten çıkmaya çalışan ben.Korkmanın diğer bir nedeni de kendimde gördüğüm kapasitenin aslında ne kadar olduğu.İnsan hiçbirzaman kendi kapasitesini bilemez doğru fakat yükseltebilir.Önemli olan burda kendini tanımaktır.Kendinizi yeni bir arkadaşınızı tanıyormuş gibi tanımaya başlayın bence bugünden itibaren.Özellikle de sorular sormaya başladığınızda aldığınız cevaplar sizi yeterince tatmin edebilir.

Örnek olarak:daha önce hiç bir arı tarafından sokulmadığınız düşünün.Hiç arı sokmadığı için arı sokmasına karşı alerjik olup olmadığınızı bilmiyorsunuz.Gerçek hayatta da herhangi bir üzücü veya çok acı bir olay dahi karşısında nasıl bir tepki vereceğinizi bile bilmiyorsunuz.Bence bundan daha korkutucu bir şey olamaz.Biliyorum ben de keşfettiğimde çok korkmuştum.


Kısacası işin yarısı korkunuzu bilmektir ama işin diğer yarısı ise en zor olan yani korkunuzla yüzyüze gelmektir.

1 Kasım 2009 Pazar

Niye gülmeyeyim ya?




Ya niye gülmeyeyim kardeşim?Sanane.Niye bu devirde insanlar gülenlere karşı başka bir gözle bakıyorlar?İster derste gülerim,ister tuvalette.Gülmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu insanlar henüz farketmiş değil bana göre.Halbuki bence gülmek bir tür morfin gibidir.Her an güleceksin.
Arkadaşını görecek güleceksin. Çok sevdiğin oyuncağını görecek,güleceksin. Espri yapacaksın,güleceksin. Ağzın patlayana kadar kahkaha atacak,güleceksin. Yalnız kaldığında,daha çok güleceksin. Gül ya gül.Hayata gül.Karşındakine gül o sana gülerse sen daha çok gül.Herkese gül.Kendine gül.